Web sitemizde çerezler ve benzeri izleme teknolojileri kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için Çerez Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz. Çerezlerin ve benzeri izleme teknolojilerinin pazarlama/reklam faaliyetleri, sitemizin daha işlevsel kılınması ve kişiselleştirilme amaçlarıyla kullanımına onay verebilir veya ‘’Tercihler’’ butonu ile çerezleri yönetebilirsiniz.
Temmuz 2026
Mekanların gizli anlatıcısı Nilüfer Çamur’dan: Karakterin ruhunu dekora işlemek
KELİMELER YAŞAYAN DÜNYALARA NASIL DÖNÜŞÜR?
uhteşem Yüzyıl gibi Türk televizyon tarihine damga vurmuş devasa yapımların arkasındaki görsel deha Nilüfer Çamur ile yakından tanışmanızı isteriz. Çünkü kendisi kelimeleri yaşayan dünyalara dönüştürmenin sırlarını paylaşıyor. Sanat yönetmenliğini sadece dönem yansıtmak değil, karakterin psikolojisini mekâna aktarmak olarak tanımlayan deneyimli isim; sektördeki değişimleri, dijital platformların getirdiği özgürlüğü ve yeni projelerini anlatıyor.
Röportaj: Bahar Kader
Bir projenin senaryosunu ilk okuduğunuzda, kelimeleri görsel bir dünyaya dönüştürme süreciniz nasıl başlıyor?
Ben senaryoyu okurken önce mekânları değil, insanların duygularını görmeye çalışıyorum. Bir karakter o evde neden yaşıyor, neden o masaya oturuyor, neden o pencerenin önünde duruyor… Bunların cevabını bulunca dekor zaten kendiliğinden oluşmaya başlıyor. Benim için sanat yönetimi güzel mekân yapmak değil, karakterin görünmeyen tarafını görünür hale getirmek.
Sizin için bir yapımda “iyi bir sanat yönetmenliği” sadece dönemi doğru yansıtmak mıdır, yoksa karakterlerin psikolojisini mekâna aktarmak mı?
Elbette dönem doğru olmalı. Seyirciyi kandıramazsınız. Ama bence asıl mesele karakterdir. Aynı dönemde yaşayan iki insanın evi birbirine benzemez. Çünkü insanlar farklıdır. Ben her zaman karakterin psikolojisini mekâna taşımaya çalışıyorum. Dekor konuşmadan karakter hakkında bir şey söyleyebilmeli.
Sizin sanatsal imzanızı ve tarzınızı en iyi tanımlayan unsur nedir?
Ben gösterişli dekorlar yapmayı değil, yaşayan dünyalar kurmayı seviyorum. İçine oyuncu girdiğinde gerçekten orada yaşadığına inanmalı. Seyirci de “Bu dekor yapılmış” dememeli; “Bu insanların evi” demeli. Sanırım benim en önem verdiğim şey gerçeklik hissi.
Türk televizyon tarihinin en büyük fenomenlerinden biri olan Muhteşem Yüzyıl’da çalışmak ve o devasa dünyayı yönetmek bir sanat yönetmeni olarak size nasıl bir sorumluluk yükledi?
Muhteşem Yüzyıl sadece büyük bir prodüksiyon değildi. İnsanların tarih algısını da etkileyen bir projeydi. O yüzden yaptığımız her detayın büyük bir sorumluluğu vardı. Milyonlarca insanın hafızasında yer edecek bir dünya kuruyorduk. Bu da hem çok heyecan verici hem de ciddi bir sorumluluktu.
Muhteşem Yüzyıl’da Osmanlı saray hayatını, harem kültürünü ve o dönemin ihtişamını ekrana taşırken tarihsel kaynaklardan ne ölçüde yararlandınız ve hayal gücünüze ne kadar alan bıraktınız?
Önce araştırma yaptık. Tarihsel kaynaklar, minyatürler, mimari yapılar, müzeler… Hepsinden beslendik. Ama televizyon birebir müze değildir. Araştırmayı temel alıp üzerine hikâyenin ihtiyacına göre yorum kattık. Çünkü amacımız belge üretmek değil, seyircinin içine girebildiği güçlü bir dramatik dünya kurmaktı.
Çağan Irmak, Zeynep Günay gibi güçlü ve dünyası olan yönetmenlerle çalıştınız; yönetmenle ortak bir görsel dil yakalamanın sırrı sizce nedir?
Bence önce dinlemeyi bilmek gerekiyor. Her yönetmenin hikâyeye bakışı farklıdır. Sanat yönetmeni kendi egosunu değil, yönetmenin anlatmak istediği dünyayı büyütmeli. Güven oluştuğunda ortaya çok daha güçlü işler çıkıyor.
Günlerce, hatta haftalarca uğraştığınız bir dekorun ekranda sadece birkaç saniye görünmesi bir sanat yönetmeni olarak size ne hissettiriyor?
Artık buna alıştım. Çünkü o birkaç saniye bazen bütün sahnenin duygusunu belirliyor. Biz dekoru uzun görünsün diye yapmıyoruz. Hikâyeye hizmet etsin diye yapıyoruz. Eğer o duygu seyirciye geçtiyse, süresinin hiçbir önemi kalmıyor.
Ulusal kanallardaki televizyon projelerinin zaman baskısıyla, dijital platformlardaki hazırlık süreci arasında sanat yönetimi açısından sizce ne gibi keskin farklar var?
Ulusal kanallarda tempo çok yüksek. Kararları çok hızlı almak zorundasınız. Dijital platformlarda ise hazırlık süresine daha fazla yatırım yapılıyor. Bu da daha ince düşünmeye, detay üretmeye ve dünyayı daha katmanlı kurmaya fırsat veriyor.
Dijital platformların sunduğu imkânlar ve bütçeler Türkiye’deki sanat yönetiminin vizyonunu ve yaratıcılığını sizce nasıl etkiledi?
Bence en büyük katkısı cesaret oldu. Daha farklı dünyalar kurabiliyoruz. Detaya daha fazla zaman ayırabiliyoruz. Seyirci artık dünya standartlarında işler izlediği için bizim de çıtamız doğal olarak yükseldi.
Sizce Türkiye’de sanat yönetmenliği hak ettiği değeri ve görünürlüğü buluyor mu?
Eskisine göre daha görünür olduğunu düşünüyorum ama hâlâ yeterli değil. Seyirci çoğu zaman oyuncuyu ve yönetmeni görüyor. Oysa sanat yönetimi de hikâyenin görünmeyen anlatıcılarından biri. Bir mekânın hissettirdiği duygu bazen sayfalarca diyalogdan daha güçlü olabiliyor.
Sektöre adım atmak isteyen genç sinemacılara ve özellikle kadın sanat yönetmeni adaylarına vereceğiniz en önemli tavsiye nedir?
Çok okusunlar, çok gezsinler ve insanları gözlemlesinler. Çünkü sanat yönetimi sadece dekor yapmak değildir. Hayatı okumaktır. Bir de sabırlı olsunlar. Bu meslek zaman isteyen bir meslek. Deneyim gerçekten çok şey öğretiyor.
Tüm bu büyük yapımların ardından, geriye dönüp baktığınızda “İşte bu proje benim mesleki olarak zirve noktamdı” ya da “Beni en çok dönüştüren işti” dediğiniz bir yapım var mı?
Her projenin bana öğrettiği başka bir şey oldu ama Muhteşem Yüzyıl’ın hayatımda ayrı bir yeri var. Ölçeği, ekibi, beklentisi ve yarattığı etki bambaşkaydı. O proje bana büyük düşünmeyi, detaydan vazgeçmemeyi ve dünyanın her yerinden izlenen bir iş üretmenin sorumluluğunu öğretti.
Şu sıralar üzerinde çalıştığınız, hazırlık evresinde olan veya izleyiciyle buluşmayı bekleyen güncel projenizden bahsedebilir misiniz; şu an nasıl bir dünyanın inşasıyla meşgulsünüz?
Son dönemde ağırlıklı olarak proje tasarımı ve hikâye geliştirme üzerine çalışıyorum. Uzun yıllar sanat yönetmenliği yaptıktan sonra şimdi o görsel bakışı hikâyenin en başından itibaren kurmaya başladım. Çünkü artık beni en çok heyecanlandıran şey, sadece bir dekor tasarlamak değil; karakteriyle, atmosferiyle ve duygusuyla yaşayan bütün bir dünya inşa etmek. Aslında yıllardır yaptığım işi, bu kez hikâyenin ilk cümlesinden başlayarak yapıyorum. Bu da başka ve heyecanlı bir yaratım süreci. Bunun yanı sıra Ahmet Ümit’in kitap uyarlaması olan İstanbul Hatırası adlı dizinin çekimlerini bitirmek üzereyim.