Web sitemizde çerezler ve benzeri izleme teknolojileri kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için Çerez Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz. Çerezlerin ve benzeri izleme teknolojilerinin pazarlama/reklam faaliyetleri, sitemizin daha işlevsel kılınması ve kişiselleştirilme amaçlarıyla kullanımına onay verebilir veya ‘’Tercihler’’ butonu ile çerezleri yönetebilirsiniz.
Ekim 2026
Kendi Dilini Bulmanın Sessiz Gücü
“GERÇEK LÜKS, SES ÇIKARMAYAN OLMA HÂLI”
ül Ağış’ın Lug Von Siga ile kurduğu dünya, Milano’da başlayan ve zamanla Anadolu’nun hafızasına, zanaatına ve kendi çocukluk izlerine doğru ilerleyen kişisel bir yolculuğun sonucu. Dışarıda öğrendiklerini kendi kökleriyle buluşturan Ağış, bugün özgün tasarım dilini uluslararası moda sahnesine taşıyor. Milano Moda Haftası’nın resmi takviminde sunulacak Il Silenzio da bu yolculuğun yeni bir durağı. Sessizlik, özlem, içe dönüş ve görünmeyen bağlar üzerinden ilerleyen koleksiyon, Ağış’ın tasarım anlayışındaki zamansızlık, zanaat ve sessiz lüks kavramlarıyla buluşuyor.
Röportaj: Bahar Kader
Bugünkü Gül Ağış’ı şekillendiren en güçlü dönüm noktası neydi?
En önemli dönüm noktalarından biri, tasarımda sürekli dışarıya bakmak yerine kendi özbenliğime ve geçmişime bakmaya başladığım dönemdi. Milano’da eğitim alırken ve farklı markalarla çalışırken çok farklı tasarım anlayışlarını deneyimledim. Bir nevi, her tasarımcının bulmaya çalıştığı özgün bir dil arayışında olduğum bir süreçti; aidiyet, köklerine dönme ve gerçeklik kavramları arasında kendi dilimi arıyordum. Sonra bir noktada kendi kültürümün bana zaten çok güçlü bir ifade alanı sunduğunu far k ettim. Çocukluğumun tatillerinin, bayramlarının geçtiği Anadolu’nun zanaatına, hikâyelerine, renklerine ve yavaşlık kültürüne daha derin bakmaya başladım. Lug Von Siga’nın gerçek kimliğini bulmaya başladığım yer de burası oldu.
Milano’da edindiğiniz deneyim, İstanbul’a ve kendi tasarım dilinize bakışınızı nasıl değiştirdi?
Milano bana tasarımın disiplinini, detayın ve kumaşın önemini öğretti. Istituto Marangoni ve Politecnico di Design’daki eğitimimin ardından farklı lüks markalar ve hazır giyim şirketleriyle çalışmak, modaya farklı perspektiflerden bakmamı sağladı. Yüzlerce prova deneyimi, proporsiyon ve matematiksel yönümü güçlendirirken, İtalyanların dikiş ve kalıplarındaki kalite ve detay, koleksiyonlarımda önem verdiğim öğelerden biri oldu. Ama ilginç olan, İstanbul’dan uzaklaştıkça İstanbul’a ve kendi kültürüme başka bir gözle bakmaya başlamamdı. Dışarıda gördüğüm farklı tasarım dillerini öğrendikçe, kendi coğrafyamın sahip olduğu zenginliği de daha net görmeye başladım. Sonunda benim için mesele, öğrendiklerimi İstanbul’un ve Anadolu’nun hafızasıyla nasıl buluşturabileceğim sorusuna dönüştü.
Punk kültüründen Anadolu zanaatına uzanan tasarım yolculuğunuzda, değişmeyen temel duygunuz ne oldu?
Merak ve özgürlük duygusu.Punk kültüründe beni çeken şey, kendini ifade etmekten ve alışılmış olanı sorgulamaktan çekinmemesiydi. Anadolu zanaatında ise bambaşka bir ifade biçimi buldum. Daha sessiz, sabırlı ve köklü ama yine çok güçlü bir ifade biçimi. Oradaki ifade, punk kültüründeki gibi doğrudan ve görünür değil; motiflerin içinde daha gizli, daha derin bir şekilde kendini belli ediyor. İkisinin arasında yıllar ve çok farklı estetikler olsa da, benim için ortak nokta hep kendi dilini aramak ve onu özgürce ifade etmek oldu.
Lug Von Siga’yı kurarken hayalinizde nasıl bir kadın vardı?
Biraz daha farklı düşünen, derinliği olan, gizemli bir kadın hayal ediyordum. Modanın ona ne söylemesi gerektiğini dikte etmediği, kendi stilini ve kimliğini bilen bir kadın. Bir yandan feminen, diğer yandan güçlü ve özgür olabilen; güzel görünmek için konforundan vazgeçmek zorunda hissetmeyen bir kadın. Aslında Lug Von Siga’yı kurarken tasarlamak istediğim şey sadece kıyafet değil, böyle bir kadının hayatına eşlik edebilecek bir gardıroptu.
Lug Von Siga kadını kimdir?
Lug Von Siga kadını için tek bir yaş, meslek veya yaşam biçimi tanımlamak istemiyorum. Onu bir estetikten çok, bir duruş üzerinden düşünüyorum. Kendi seçimlerinin farkında, meraklı, dünyaya açık ve neyi neden sevdiğini bilen bir kadın. Giydiği parçanın dikkat çekmesini isteyebilir ama asıl amacı dikkat çekmek değildir. Kıyafet onun kimliğinin önüne geçmez; onunla birlikte anlam kazanır.
Tasarımlarınızda Anadolu’nun kadim kültürüne zarafetle yaklaşırken sizin için vazgeçilmez olan şey nedir?
Günümüzde tasarımda en önemli şeylerden biri, kültürel bir referansı sadece estetik bir unsur olarak kullanmamak. Bir motifin, bir tekniğin veya bir rengin nereden geldiğini ve arkasındaki hikâyeyi anlamaya çalışıyorum. Sonra onu olduğu gibi tekrarlamak yerine, bugünün tasarım dili içinde yeniden yorumluyorum. Çünkü kültürel mirasın yaşamasının yolunun onu olduğu yerde dondurmak değil, yeni hayatların içine dahil etmek olduğuna inanıyorum.
Ailenizden ve çocukluğunuzdan gelen hangi iz, bugün tasarımlarınızda hâlâ yaşıyor?
Kendi tasarımlarıma göre daha sade bir insanım. Yıllar sonra bu renkli, coşkulu ve çekici kadının aslında annem olduğunu anladım. Yani yıllarca onu izleyerek ve hayranlıkla gözlemleyen o küçük çocuğun dışavurumu, simgesi Lug Von Siga. Çocukluğumdan beri kumaşlara, renklere ve el işçiliğine karşı doğal bir ilgim vardı. O zamanlar bunların ileride tasarım anlayışımın bir parçası olacağını elbette bilmiyordum. Bugün geriye dönüp baktığımda, çocuklukta hafızaya yerleşen bazı renklerin, dokuların ve el emeğiyle yapılan şeylerin hâlâ beni etkilediğini görüyorum. Belki de tasarımda en kalıcı referanslar, bilinçli olarak seçtiklerimizden önce, hayatımızın erken dönemlerinde içimize yerleşenler oluyor.
Kadın zanaatkârlarla kurduğunuz ilişkinin Lug Von Siga’nın kimliğindeki yeri nedir?
Zanaatın devamlılığı açısından çok önemli. Çünkü bir tekniği korumak, sadece onu bir koleksiyonda kullanmakla mümkün değil. O bilgiyi taşıyan insanların üretmeye devam edebilmesi gerekiyor. Sivas, Amasya ve Tokat Olgunlaşma Enstitüleri’yle farklı nakış teknikleri, ahşap baskı ve çeşitli el işçilikleri üzerine çalışıyoruz. Bu iş birliklerinde karşılıklı bir öğrenme de var. Biz tasarım perspektifimizi getiriyoruz, onlar ise yılların getirdiği teknik bilgi ve deneyimi. Bu nedenle zanaatkârları üretimin bir parçası olmanın ötesinde, tasarım sürecinin de bir parçası olarak görüyorum.
Sürdürülebilirliği bir moda yaklaşımının ötesinde sizin için anlamlı kılan şey nedir?
Sürdürülebilirlik sadece bir ürünün hangi malzemeden üretildiğiyle sınırlı değil. Nasıl üretildiği, ne kadar süre yaşayacağı ve üretim sürecindeki bilginin devam edip etmediği de bunun par çası. Doğal kumaşlar kullanmak, gereksiz üretimden kaçınmak ve iyi koşullarda üretmek elbette önemli. Ama bir zanaatın, bir üretim bilgisinin veya o bilgiyi taşıyan insanların geleceğe taşınması da benim için sürdürülebilirliğin bir parçası. Bu yüzden ben sürdürülebilirliği biraz daha geniş, doğaya olduğu kadar kültüre ve emeğe karşı bir sorumluluk olarak görüyorum.
Bugün sizin için gerçek lüks ne ifade ediyor?
Benim için gerçek lüks, sessizlik ve el yapımı. Bir şeyin hızlı ve çok sayıda üretilebilmesinden ziyade, doğru malzemenin seçilmesi, deta yın üzerinde düşünülmesi ve işçiliğe gereken zamanın verilmesi artık çok daha değerli geliyor. Bunların hepsi, benim için “ses çık armayan olma hâli”nin bir parçası. Bir parçaya baktığınızda sadece güzel görünmesini değil, nasıl yapıldığını da hissedebiliyorsanız, benim için gerçek lüks biraz orada başlıyor.
Lug Von Siga’da bir parçayı zamansız yapan şey nedir?
Bir parçanın zamansız olması için sadece klasik bir formda olması gerektiğine inanmıyorum. Onu zamansız yapan şey, güçlü bir karakterinin olması ve belirli bir döneme fazla bağımlı kalmaması. İyi malzeme ve iyi işçilik bunun önemli bir parçası. Ama tasarımın kadının hayatında gerçekten bir karşılığı olması da gerekiyor. Benim için bunun en güzel testi kendi gardırobum. Yıllar önce tasarladığım bazı parçaları bugün hâlâ severek giyiyorum ve yıllardır varlığını sürdüren vintage parçaları da bugün hâlâ severek kullanıyorum. Tasarımın zamanla ilişkisini en iyi kendi üzerimde görebiliyorum.
Tasarım sürecinizde sezgi ile disiplin arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Genellikle sezgiyle başlıyorum. Bir renk, bir görüntü, bir malzeme ya da bir hikâye beni heyecanlandırdığında onun peşinden gidiyorum. Ama ilk heyecanın tek başına yeterli olmadığını da biliyorum. Araştırma, deneme, malzeme seçimi, kalıp ve detay çalışmaları işin disiplin tarafını oluşturuyor. Sezgi bana nereye bakmam gerektiğini, disiplin ise orada bulduğum şeyi nasıl tasarıma dönüştüreceğimi söylüyor.
Bir kadın için kıyafetin ötesinde nasıl bir özgürlük alanı yaratmak istiyorsunuz?
Kıyafetin kadının hareketini ve kendini ifade etme biçimini kısıtlamadığı bir alan yaratmak hoşuma gidiyor. Öncelik rahatlık ve proporsiyon. Bu yüzden tasarımlarımda hareket, rahatlık ve bedene uyum benim için önemli. Bir kadının bir parçayı giydiğinde sürekli onu düşünmek zorunda kalmasını istemiyorum. Kıyafet bir süre sonra onunla bütünleşmeli ve hayatının doğal bir parçası hâline gelmeli.
Özel bir gece için tasarım yaparken hareket noktanız nerede başlıyor?
Özel bir gece için tasarım yaparken ilk olarak kimin giydiği, kişiliği ve o gecenin karakterinden yola çıkıyorum. Tuba da o kadar doğal ve güçlü bir auraya sahip bir kadın ki süreç de kendiliğinden, doğal bir şekilde ilerledi. Sonrasında silüet, kumaş ve detaylar üzerinden çalışıyorum. Özellikle böyle anlarda tasarımın güçlü bir karakteri olmasını isterim ama giyen kişinin önüne geçmesini istemem. Tasarımın onun üzerinde görünmesinden çok, onun güzelliğini ve duruşunu ortaya çıkarmasını daha değerli buluyorum.
Bugün tasarımınıza baktığınızda, en çok hangi duygunun görünür olmasını istiyorsunuz?
Kendine güven. Ama bunu yüksek sesli veya gösterişli bir güç olarak düşünmüyorum. Daha sakin, doğal ve içeriden gelen bir özgüven. Bir kadın Lug Von Siga giydiğinde kendisini başka birine dönüştürmek zorunda hissetmesin; tam tersine, kendisiyle daha güçlü bir bağ kursun istiyorum. Eğer bir tasarım bunu sağlayabiliyorsa, benim için amacına ulaşmış demektir.