Web sitemizde çerezler ve benzeri izleme teknolojileri kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için Çerez Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz. Çerezlerin ve benzeri izleme teknolojilerinin pazarlama/reklam faaliyetleri, sitemizin daha işlevsel kılınması ve kişiselleştirilme amaçlarıyla kullanımına onay verebilir veya ‘’Tercihler’’ butonu ile çerezleri yönetebilirsiniz.
Ağustos 2026
Gardıroptan Salona…
TASARIM AYNI, İHTİYAÇ FARKLI
ir ceketi iyi gösteren şey yalnızca kumaşı değildir. Omzunun nerede başladığı, çizgisinin bedenden nasıl uzaklaştığı, hareket ederken biçimini koruyup korumadığı da tasarımın bir parçasıdır. Bir sandalye için de benzer sorular sorulabilir: Malzeme nasıl davranıyor, oranlar bedeni nasıl karşılıyor ve biçim bulunduğu mekânda ne kadar yer kaplıyor? Yani işin özü, moda ile mobilya arasındaki mesafe ilk bakışta göründüğü kadar uzun değil.
Kurucu tasarımcı Jil Sander’ın Thonet ile hazırladığı JS.THONET koleksiyonu, bu yakınlığın en güncel örneklerinden biri. 2025 Milano Tasarım Haftası’nda tanıtılan proje, Sander’ın mobilya tasarımındaki ilk çalışmasıydı. Tasarımcı, Thonet arşivindeki çelik borulu modernist klasikleri yeniden biçimlendirmek yerine, onlara renk, malzeme ve yüzey üzerinden müdahale etti. İlk koleksiyon iki ayrı karakter taşıyordu. Nordic serisi açık renkli ahşapları ve daha yumuşak tonları kullanırken, Serious siyah lake ve koyu yüzeylerle daha keskin bir görünüm sunuyordu. Viyana hasırı ve deri döşemeler, çelik borunun endüstriyel çizgisiyle bir araya geliyordu. Sonuçta ortaya Sander’ın modadaki yaklaşımına oldukça yakın parçalar çıktı: İlk bakışta sade, yaklaştıkça malzeme ve oran kararları belirginleşen tasarımlar.
Koleksiyonun çıkış noktalarından biri, Marcel Breuer’in 1929–1930 yıllarında tasarladığı S64 konsol sandalye oldu. Sandalyenin bilinen formu korunurken parlak çelik yüzeyler, farklı ahşap tonları ve döşeme seçenekleriyle yeniden yorumlandı. Buradaki amaç geçmişteki bir klasiği güncel bir trende uydurmak değil, zaten güçlü olan tasarımın başka bir karaktere bürünebileceğini göstermekti.
İş birliği tek seferlik bir proje olarak da kalmadı. 2026’da koleksiyona S411 koltuk ve pufuyla S1070 masa eklendi; renk ve malzeme dili diğer Thonet klasiklerine doğru genişledi. Böylece Jil Sander’ın müdahalesi tek bir sandalyeden çıkıp oturma ve yemek alanını birlikte düşünen daha bütünlüklü bir koleksiyona dönüştü.
Fakat elbette moda ile iç mekân arasındaki bu geçiş yalnızca Jil Sander’a ait değil. Milano Tasarım Haftası, son yıllarda moda markaları için neredeyse ikinci bir podyum işlevi görüyor. Loro Piana, Dimoremilano tasarımlarını kendi Interiors kumaşlarıyla buluşturarak mobilyadan yatak odasına uzanan bir ev atmosferi kurdu. Gucci, Bamboo Encounters sergisinde markanın 1947’den beri kullandığı bambuyu çağdaş tasarımcıların mobilya, aydınlatma ve sanat çalışmalarına taşıdı.
Louis Vuitton ise bu alanı geçici bir iş birliğinin ötesine götürmeye kararlı. Markanın 2026’da sunduğu Home Collection; mobilya, tekstil, sofra ürünleri ve dekoratif objeleri aynı çatı altında topluyor. Objets Nomades koleksiyonunda uluslararası tasarımcılarla hazırlanan parçalar, markanın seyahat ve zanaat geçmişini evin içine yerleştiriyor. Bir zamanlar eşyaları taşımak için üretilen sandıkların hikâyesi, bugün içinde yaşanacak mekânların tasarımına uzanıyor.
Bu projelerin hepsi aynı amaca sahip değil. Bazıları satışa sunulan mobilya koleksiyonları, bazıları ise moda evlerinin arşivini malzeme, sanat ve zanaat üzerinden yeniden okuyan sergiler. Ortak noktaları, markanın dünyasını giyilebilir ürünlerle sınırlamamaları. Renk paleti, doku, işçilik ve oran anlayışı artık bir ceketten koltuğa, çantadan masaya geçebiliyor. Elbette Hermès, Armani Casa, Fendi Casa ve Louis Vuitton uzun zamandır gardırobun ötesinde koleksiyonlar hazırlıyor. Bugünkü fark ise, bu alanın Milano Tasarım Haftası gibi etkinliklerde giderek daha görünür hale gelmesi. Çünkü artık bir markayı yalnızca üzerimizde taşımıyoruz. Onun renkleriyle oturuyor, objeleriyle sofrayı kuruyor ve malzemeleriyle çevremizi biçimlendiriyoruz. Moda, gardıroptan salona geçerken ölçeğini değiştiriyor; ama tasarladığı şey aynı kalıyor: Günlük hayatın nasıl görüneceği ve nasıl hissedileceği.